Kökleri Azerbaycan'ın yeşil yaylalarında filizlenen,
Ege'nin incisi İzmir'e uzanan köklü bir Türk ailesi.
Kırkpınar ailesinin bilinen kökleri, yaklaşık dört asır önce Azerbaycan'ın yeşil yaylalarına uzanır. Halk arasında "Gıle'gil" olarak bilinen aile; kök ata Gıle (Gulhan) Bey ve kardeşleri Kade (Kadir), Beke (Bekir) ve Tece'den (Tacettin) türemiştir. Son iki asırdır aile büyüklerine "Kimlerdensin?" diye sorulduğunda alınan cevap hep aynıdır: Gıle, Kade, Beke ve Tece.
1690'larda Gence'den kopan aile bir çırpıda Erzurum'a gelmedi: Aras boyundaki Nahçıvan'da, Hazar tuzunu taşıdığı Musul-Kerkük hattında ve Diyarbakır'da kuşaklar boyu konar-göçer yaşadı; ticaret ağını İmparatorluğun kalbi payitaht İstanbul'a kadar uzattı. Takriben 170 yıl önce Aşkale'nin Pırtın — bugünkü adıyla Güllüdere — köyüne yerleşti; köy odaları inşa etti, araziler edindi ve bölgenin sözü geçen ailesi olarak kabul gördü.
Cumhuriyet döneminde ailenin ufku Ege'ye açıldı. 1950'lerde çalışmak için gelen ilk fertleri, 1960'ta Ziya Kırkpınar'ın öncülüğünde başlayan zincirleme göç izledi ve bu göç ailenin kaderini değiştirdi: Bornova Salhane'de bir bakkal dükkânıyla başlayan hayat, bugün şehrin dört bir yanına yayılan şirketlere, çiftliklere ve hayır eserlerine dönüştü. Tespit edilebildiği kadarıyla 74 soyada ayrılan ve akrabalarıyla 6000'i aşkın nüfusa ulaşan Kırkpınarlar, bugün İzmir'in en kalabalık ailesidir.
Gıle (Gulhan), Kade (Kadir), Beke (Bekir) ve Tece (Tacettin) — ailenin kimliğini bugüne taşıyan dört kurucu kardeş, Gence'nin yeşil yaylalarında bu dönemde yaşadı.
Aile Nahçıvan'a, oradan Kerkük ve Diyarbakır hattına geçti; kuşaklar boyu konar-göçer yaşayıp payitaht İstanbul'a dek ticaret yaptı.
Aile, Aşkale'nin Pırtın (Güllüdere) köyüne yerleşti; bölgenin otoriter ve saygın ailesi hâline geldi.
14 Şubat 1915'te muhacir çıkan aile önce Tokat Turhal'a, ardından Yozgat Sarıkaya'ya sığındı; Ali Bey üç yıl boyunca tüm sülaleyi yönetti. 1918 dönüşünde bir kısım akrabalar Erzurum'a dönmeyerek Anadolu'nun pek çok şehrine dağıldı — hâlâ oralarda yaşıyorlar.
Soyadı Kanunu ile Ali Bey'in kararıyla aile Kırkpınar soyadını aldı; iki yıl önce Ziya Bey köy odalarında eğitime başlamıştı.
1950'lerde çalışmak için gelen öncülerin ardından, Ziya Kırkpınar'ın önderliğinde zincirleme göç başladı; Salhane'deki bakkal dükkânı bugünkü ticari yapının tohumu oldu.
Cevat (Yaşar) Kırkpınar'ın öncülüğünde ilk toplu bayramlaşma yapıldı; gelenek 32 yıldır kesintisiz sürüyor.
İbrahim Kırkpınar'ın iki yıllık arşiv ve saha çalışmasıyla "Kırkpınarlar" kitabı yayımlandı; bu site o kitabın dijital nüshasıdır.
Henüz 19 yaşında, hac niyetiyle köyünden ayrıldı; at ve deveyle 2000 kilometre yol katederek 6-9 ayda Mekke'ye ulaştı. Dönüş yolunda Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye'de yıllarca çalışıp 25-26 yaşında köyüne döndü.
Hacca giderken giydiği pabucun bir teki, 150 yıldır aile yadigârı olarak saklanmaktadır. 37 torunuyla ailenin "Hacı'gil" kolunun atasıdır.
Aşkale ve Erzurum'da resmî dairelerde sözü geçen, ihtiyaç sahiplerinin sığınağı bir isim. Seferberlik döneminde üç yıl boyunca tüm sülalenin sorumluluğunu tek başına üstlendi.
1934'te "Kırkpınar" soyadını seçen odur — ve bu karar tek bir itirazla dahi karşılaşmadı. 81 torun bıraktı; adı bugün Alibey Mezrası'nda, torunlarının yaptırdığı okul ve camilerde yaşıyor.
Zamanla ailenin ve Pırtın köyünün en varlıklı adamı oldu. Kendi adına yaptırdığı köy odası, 1949'da köye okul açılana dek çocukların mektebi olarak kullanıldı.
Minderinin altında sakladığı altınlarla, kervancılık yapmak isteyip sermayesi olmayan akrabalarına yol parası verdiği bugün hâlâ anlatılır.
Yedi yaşında yetim kaldı; amcası Ali Bey'in himayesinde okuyarak ailenin ilk öğretmeni oldu. Demokrat Parti'nin kuruluşunda görev aldı, vali vekilliği yaptı.
Ailenin İzmir göçünün öncüsüdür; ata köyüne "Güllüdere" adını bizzat o verdi. Oğulları izinden yürüdü: Yusuf, Hüsmen ve Cevat siyasette; Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi Kenan ise babasının öğretmenlik mirasını akademiye taşıyarak eğitim yolunda. Torunu Doç. Dr. Nihal Kırkpınar Özsoy da Kâtip Çelebi Üniversitesi'nde bu mirası üçüncü kuşağa taşıyor.
1938 doğumlu; ailede ismine "Ağa" eki getirilerek hitap edilen son kişidir. Aşkale ve Erzurum çevresinde sevilen, saygı duyulan bir büyüktür.
Aile tarihine dair derin bilgisiyle Kırkpınarlar kitabının yazılmasına en büyük katkıyı sundu; soyağacı çalışmalarına daha 1990'larda başlamıştı.
MHP'nin kurucu isimlerinden; altı dönem İzmir il başkanlığı yaptı, 12 Eylül öncesinin ateş hattında suikastlardan sağ çıktı. Kırkpınar Turizm'in kurucusu; köyüne yol ve cami kazandırdı.
Ülke genelinde "maaş almayan vekil" olarak tanındı. Özel sayfasını ziyaret edin →
1994'ten bu yana her Ramazan Bayramı'nın ilk günü; Kur'an tilavetiyle başlar, bayram duasıyla biter. En yaşlı üye ile en küçük bebek yan yana getirilir.
Gelenek, Yusuf Bey'in vasiyetiyle sürüyor: "Nesiller boyu sürecektir."
Bugün organizasyonu oğlu Alper Kırkpınar üstleniyor; İZERVAK çatısı altında iftarlar, erzak ve burslarla hizmet devam ediyor.
Sülalenin meşruiyetini simgeleyen tarihî ferman, konar-göçer dönemden bugüne aile içinde muhafaza edilmiştir; Zilfo Bey'den Selim Ağa'ya devredilerek kuşaklar boyu taşınmıştır.
1825'te Hacı İbrahim ve Hacı Yusuf'un inşa ettirdiği ahşap direkli cami, giriş kapısı üzerinde üç yazıt taşır: elips kartuşa sülüs hatla yazılmış inşa kitabesi, köşelerinde dört halifenin adı; sülüs "Mâşâallah" yazısı ve 1909 tarihli dokuz kartuşlu onarım kitabesi. Cami, sanat tarihi tezine konu olmuştur.
Fotoğrafın köy hayatında büyük hadise sayıldığı devirden günümüze, o kuşaktan iki kare ulaşabildi: Ali Bey "Paşa" ile Hacı Osman Ağa'nın fotoğrafları. Numan Ağa'nın sıhhatliyken çektirdiği kare ise kayıptır — aile hafızasının en kıymetli görüntüleri.
"Kimlerdensin?" sorusuna iki asırdır verilen aynı cevap, lakap gelenekleri ve köy odalarında kuşaktan kuşağa aktarılan rivayetler; ailenin yazıya dökülmemiş en büyük sanatıdır. Kırkpınarlar kitabı da bu sözlü hazineden doğdu.
Osmanlıca edebiyat okuyan Osman Ağa'nın hatırası, Hacı Resul Ağa'nın 150 yıllık hac pabucu ve sararmış gazete küpürleri; ailenin kuşaktan kuşağa taşıdığı yaşayan müzeyi oluşturur.
Aile ferdimiz İbrahim Kırkpınar'ın; Osmanlı ve Cumhuriyet arşivlerini, tapu tahrir defterlerini ve aile büyükleriyle yapılan onlarca sözlü tarih görüşmesini bir araya getirdiği bu eser, ailenin dört asırlık panoramasını ve soyağaçlarını gelecek nesillere emanet ediyor.
Yazar, araştırma sürecinde ata toprağı Güllüdere'de bir hafta geçirmiş; atalarının evlerini, tarlalarını ve kabirlerini yerinde tespit etmiştir.
Aile bilgilerine katkı sunmak, soyağacına eklenmek veya iletişim kurmak için e-posta gönderebilirsiniz.
E-posta Gönder